Utanç ve hayranlık arasında

Melisa Vardal – Kanadalı sanatçı Edward Burtynsky, “Edward Burtynsky: Dönüşen Yeryüzü” adlı sergisinde yer verdiği fotoğraflarında Türkiye’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında ürettiği fotoğraflar, günümüzün endüstriyel çağ kaydını bir araya getiriyor. Borusan Contemporary’nin yeni sezon sergisi Marcus Schubert küratörlüğündeki Perili Köşk’te “Erozyon”, “Su ve Tuz”, “Afrika Çalışmaları”, “Doğa”, “Taş Ocakları”, “Berezniki Madeni” ve “Petrol” adlı yedi bölümden oluşuyor. 

Burtynsky, 40 yılı aşan kariyerinde, uygarlığın doğayla kurduğu karmaşık ilişkiyi iz sürer gibi görüntülüyor. Sergi, hem sanatçının Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nun davetiyle Türkiye’de yürüttüğü “Erozyon” projesini hem de 1990’lardan bugüne ses getiren işlerini buluşturuyor. Sanatçının 2019’da başlayan iş birliği kapsamında Anadolu platosunda yürüttüğü “Erozyon” serisi, Türkiye coğrafyasına dair benzersiz bir bakış sunuyor. 2022 ilkbaharında İç Anadolu ve Akdeniz boyunca yapılan keşiflerde Burtynsky ve ekibi, helikopter ve drone’larla 3 bin kilometrelik bir hat üzerinde çalışarak 36 yüksek çözünürlüklü fotoğraf üretmiş. Nallıhan’ın çorak tepeleri, Yeşilhisar’daki erozyon terasları, Karaman’daki Göksu Vadisi ve Tuz Gölü’nün tuz kristalleriyle örülü yüzeyi, sanatçının soyutlama ve belgeleme arasındaki hassas çizgiyi nasıl kurduğunu gösteriyor. Fotoğraflarda doğa hem bilimsel hem şiirsel bir olguya dönüşüyor, insanın doğaya verdiği zarar, renk ve doku içinde adeta bir tabloya evriliyor.

Hem uyarı hem umut

Sergi, Türkiye’den başlayarak küresel bir coğrafyaya açılıyor. “Su ve Tuz” bölümünde Senegal’in renkli tuz havuzları, Afrika’nın kırılgan ekosistemlerine dair bir görsel araştırma sunuyor. “Afrika Çalışmaları” başlığı altındaki Nijerya Deltası’ndaki petrol kaçakçılığı sahneleri ve Güney Afrika’daki elmas madenleri, endüstrinin gezegen üzerindeki derin izlerini gözler önüne seriyor. “Taş Ocakları” serisi sanatçının “negatif mimariler” olarak adlandırdığı insan eliyle oyulmuş devasa boşluklara bakıyor. Portekiz ve İtalya’daki mermer ocaklarında doğanın geometrik olarak yeniden yazıldığı bu sahnelerde, taşın yüzeyine kazınmış çizgiler birer soyut peyzaj gibi okunuyor. “Berezniki Madeni” bölümündeki potas tünelleri yeryüzünün derinliklerindeki gizli evreni ortaya çıkarıyor; kıvrımlı mineral damarları, ışığın altındaki birer resim gibi parlıyor. Serginin “Doğa” bölümü, sanatçının ilk ilham kaynağına dönüşünü işaret ediyor. Kanada’nın el değmemiş gölleri, Amerika’nın yağmur ormanları ve Britanya Kolumbiyası’nın buzul dağları, insan etkisinden uzak yeryüzü manzaralarıyla serginin nefes alan kısımlarını oluşturuyor. Burtynsky, gezegenin en saf bölgelerine yönelerek seyirciye hem bir uyarı hem de umut sunuyor.

Etik bir sorgulama

Sergi bir yandan dünyanın endüstriyel hafızasına dair arşivsel bir değer taşırken diğer yandan insanlığın geleceğine dair etik bir sorgulama kuruyor. Sergiye dair mesajında “İnsanlığın yeryüzünü nasıl biçimlendirdiği meselesi, bende on yıllardır derin bir ilgi uyandırıyor. Bu fotoğrafların izleyiciyi, dönüştürmekte olduğumuz gezegenimize karşı ortak sorumluluğumuz ve hâlâ şekillendirme gücünü elimizde bulundurduğumuz geleceğimiz üzerine düşünmeye teşvik etmesini umuyorum” ifadelerini kullanan Burtynsky’nin izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, yeryüzüyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.